Hayatımda şu ana kadar başıma gelen en güzel şeydi Scout Niblett ile çalmak. Her insanın hayatında tanışsa bile kafayı yiyeceği, hayal gibi gelen bir insan olur ya, benim için öyleydi. Sandığımdan bile daha tatlı bir kadındı. O gece hakkında sonsuza kadar konuşabilirim ancak sadece şunu söylemek istiyorum; görebileceğim en güzel rüya gibiydi.
The Birdcage yeni EP’si ‘Blue Blooded Mother’ ı dinlemek için: http://thebirdcage.bandcamp.com
Albümün fiziksel kopyalarını yakın zamanda Moda Kutu Kafede bulabilirsiniz.
Pazar günü yeni albüm Blue Blooded Mother‘ı dinleyip, fiziksel kopyalarını edinebileceğiniz konserde Salt Lake City’den, tatlı ve eski dostum Umbels ile beraber Arka Oda’da çalıyoruz.
FACEBOOK EVENT SAYFASI
26 Kasım Cumartesi günü konser var!!!
Bant Pazarında ‘I’ve got a gun’ EPnin 15 adet cdsi tükendi. Kalan 15 cdye Kadıköy-Moda’da bulunan Kutu Kafe‘de ulaşabiliyorsunuz.
Açıkçası bütün bu duyguları nasıl samimiyetle anlatabilirim bilmiyorum ama dün gece iyi ki telefonumu unuttuğumu fark edip eve girdikten 10 dakika sonra uyumaya hazırlanırken tekrar çıkmışım evden Arka Oda’ya doğru. Son gecenin son dakikalarına gücüm yetmemişti aslında. Sonra gelmişken Farfara dinlemeliyim diye düşünüp yukarda yerde bir köşeye oturduğumda düşünebilmeye başladım biten hafta sonunu. Sandığımdan çok heyecanlanmış olmama rağmen memnunum kendi performansımdan. İlk parçayı çalarken içeride yaklaşık 15-20 kişi var sanıyordum. Alkış sesiyle beraber iki saniyeliğine kafamı kaldırıp baktığımda tam göremiyordum ama sandığımdan çok insan olduğunu anladım. O anki surat ifademi gösteren bir video ya da fotoğrafa ulaşırsam utanmayıp yayınlarım. Epeyce şapşal bir haldi. Bir kere baktıktan sonra bir daha bakamadım gözlerimi açıp. Neyse bahsetmek istediğim duygular hiç bunlar değil. Bir şekilde geçti çalma işleri. Asıl demek istediğim başka. İstanbul’a geldiğimden beri hissettiğim en derin duygu köksüzlüktü. Geçen Şubattan bugüne kadar İstanbul’a ait hissedemedim. Etrafımdaki insanlara yabancıyım dedim aslında ağzımı her açtığımda. Onlarda beni yabancı diye algıladılar sandım. Evden pek çıkmadım. Belli başlı tanıdıklarımla görüştüm. Cumartesi günü İzmir konserlerinden farklı olarak, tanımadığım insanlar çoğunlukta olacak sanıyordum. Hiçbir farkı olmadı. Meğer farkında olmadan ne kadar fazla insan girmiş hayatıma İstanbul’da, bir arada görünce hepsini, algılayabildim. Sol taraflarda zaten İzmirli dostlarım vardı. Sonraki gece boyunca süren kaos, ertesi sabah, ertesi gün, ertesi günün müthiş havası… Doya doya sarıldım insanlara, çok kez dostum dedim, çok konuştum. Sanırım buradayım dedim tek başıma sokaklarda yürürken. Eminim bu yılki Demonation Festivalinin birçok insan üzerinde bıraktığı his benimkiyle aynıdır, evde hissettiriyordu. Benim inanılmaz ihtiyacım olan aidiyet duygusunu İstanbul’a karşı hissedebilmeme sebep oldu.
Cumartesi günü saat 19.00!